Sofra ve Şükür
Sofra kurulurken evin sesi değişir. Kapı tokmağı, tencerenin tıkırtısı, çocuğun “anne sofra hazır mı?” diye soruşu… Bir an her şey yavaşlar. Çünkü sofra yalnızca karın doyurmak için değildir. Bir araya gelişin adı, şükrün adıdır. Bir mahallede, eski bir evin mutfağında Fatma anne her akşam aynı işi yapardı. Sofrayı açar, tuzluğu ortaya koyar, ekmeği dilimlerdi. Evde kim varsa birer birer gelir, ellerini yıkar, yerini alırdı. Bazen komşu da gelirdi. Bazen yalnız kendi evi kalırdı. Sofra boşa kurulmazdı.
Aynı yemek, aynı nimet değil
Bir akşam, çocuklardan biri masaya oturmadan önce mırıldandı: “Yine aynı yemek.” Sesini alçak tutmuştu ama herkes duydu. Fatma anne gülümsedi. Kızmadı. Kaşığı eline aldı, tabağa bir kepçe çorba koydu.
“Aynı yemek,” dedi yumuşakça, “ama aynı nimet değil. Her gün yeni bir rızık geliyor. Biz sadece ismini aynı sanıyoruz.”
Çocuk omuz silkti. Anlamamıştı. Sofra kurulunca konuşmak kolaydır; dinlemek zordur. Fatma anne bir lokma aldı, Bismillah dedi. Evde herkes aynı kelimeyi tekrarladı. Küçük bir kelime. Kapıyı açan bir kelime.
O gece yemek kısa sürdü. Ama sofra uzun kaldı. Fatma anne bardakları toplarken anlattı: bir zamanlar, çok eskiden, bir kadın sabahleyin sofrasını kurmuş. Ekmek inceymiş, yemek azmış. Evde misafir varmış. Kadın utanmış. “Rabbim,” demiş içinden, “soframı utandırma.” Sonra sofraya oturmuşlar. Ekmek yetmiş. Yürek de yetmiş. Çünkü sofra, dolulukla değil şükürle büyürmüş.
“Bu hikâye kitapta mı?” diye sordu büyük kız.
“Kitapta da var,” dedi Fatma anne. “Kalpte de. Kur’an’da şükür, nimetin kardeşidir. Nimet gelir; şükür onu tutar. Şükür giderse nimet de kaybolur gibi gelir insanın gözüne. Oysa nimet durur; göz kararır.”
Sofra toplandı. Çocuklar uyudu. Ev sessizleşti. Fatma anne mutfak ışığını kapatmadan önce sofranın kenarına dokundu. Tahta soğuktu. Ama akşamın sıcaklığı hâlâ oradaydı.
لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
"Andolsun, şükrederseniz andolsun ki nimetimi artırırım. Nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir."
— İbrahim Suresi, 14:7
Kalabalık sofra, yalnız sofra
Ertesi gün aynı yemek değildi. Aynı sofra da değildi. Çünkü her sofra bir defalık kurulur. Aynı masa, aynı sandalyeler… yine de her oturuş yeni bir şükür ister.
Bazı günler sofra kalabalık olur. Misafir gelir, komşu gelir, akraba gelir. Kapı açılır; “Buyurun,” denir. Sofra genişler. İnsanlar omuz omuza oturur. Gülüşler çoğalır. O günlerde şükür kolaydır. Herkes görür: “Ne kadar da bereketli.”
Bazı günler sofra yalnızdır. Evde iki kişi, belki bir kişi. Tencere küçük. Ekmek yarım. O günlerde şükür sessizdir. Kimse alkışlamaz. Ama o sessiz şükür, belki de en samimi olandır. Çünkü kimseye gösterilmez. Sadece Rabb’e söylenir.
Fatma anne bunu çocuklarına öğretmek istedi. Büyük sözlerle değil. Küçük alışkanlıklarla.
Önce eller yıkanırdı. Sonra Bismillah. Sonra tabağa bakılırdı: “Bu nereden geldi?” diye sormadan, “Bu kimin lütfu?” diye hatırlanırdı. Yemek bitince Elhamdülillah. Sofra kaldırılırken de bir dua: “Yâ Rabbi, bizi nimetinin şükründen ayırma.”
Bir Cuma akşamı komşu kadın geldi. Elinde bir tepsi vardı. “Az bir şey,” dedi. “Komşuluk hakkı.” Fatma anne tepsiyi aldı. Sofraya koydu. Çocuklar gözlerini açtı. Tatlı vardı. Komşu oturdu. Konuştular. Ev büyüdü.
Komşu giderken Fatma anne kapıda durdu. “Sofra,” dedi kendi kendine, “yalnız karnı doyurmaz. Kalbi de doyurur.”
O gece büyük kız defterine bir cümle yazdı: “Sofra, şükrün evi.”
Şükür dilde başlar, elde devam eder
Bir başka akşam sofra yine sade kuruldu. Çorba, pilav, salata. Başka bir şey yoktu. Fatma anne yine Bismillah dedi. Bu kez büyük kız sordu: “Anne, nimet az olunca şükür zor mu olur?”
Fatma anne düşünmeden cevap vermedi. Kaşığı bıraktı. “Bazen zor olur,” dedi. “İnsan gözüyle bakar. Komşunun sofrasını görür. Televizyondaki sofrayı görür. Kendi tabağı küçülür gibi gelir. Ama kalple bakınca aynı sofrada başka bir şey görünür: Bugün aç değiliz. Bugün sıcak bir evimiz var. Bugün birbirimize bakacak yüzümüz var. Bu üç şey, nice sofradan daha değerlidir.”
Çocuklar sustu. Sofra bir süre sessizce işledi. Sessizlik ağır değildi. Rahattı. Sanki herkes kendi tabağına bakıp mini bir muhasebe yapıyordu.
Fatma anne ekledi: “Şükür, ‘her şey mükemmel’ demek değildir. ‘Elimdeki yeter, Rabbim bilendir’ demektir. Eksik de olsa sofra kurulur. Kurulduğu için hamd edilir. Sonra mümkünse paylaşılır. Paylaşmak, şükrün amelidir.”
O gece yemek bittikten sonra küçük çocuk elini yıkarken mırıldandı: “Yarın da sofra kurarız, değil mi?” Fatma anne başını salladı. “İnşallah. Her gün yeni bir şükür için.”
Haftalar geçti. Ramazan geldiğinde evin ritmi değişti. Sahurda sofra loş ışıkta kuruldu. İftarda sofra sabırsız ama edepli bekledi. Herkes aynı anda bir hurmaya uzandı. Aynı anda Bismillah dedi. O an, evin içinde görünmeyen bir bağ gerildi. Açlık bitmişti; şükür başlamıştı.
Fatma anne iftar sofrasında kısa bir şey anlattı. Peygamberimizin sofra adabından. Yemeğe başlamadan Bismillah. Sağ elle. Önündekinden. İsraf etmeden. Paylaşarak. “Bunlar,” dedi, “sadece kural değil. Sofrayı ibadete çeviren incelikler.”
Çocuklardan biri sordu: “Anne, şükür sadece dilde mi?”
“Dilde başlar,” dedi Fatma anne. “Ama elde devam eder. Şükreden el, paylaşır. Şükreden dil, şikâyeti azaltır. Şükreden kalp, azı çok görür.”
Sofra o gece uzun kaldı. Kimse acele etmedi. Çünkü iftar yalnızca yemek değildi. Bir günün emanetini geri vermekti. “Orucu tuttuk,” demekti. “Nimeti gördük,” demekti.
Ramazan bittiğinde de sofra devam etti. Çünkü şükür mevsimlik değildir. Her günün sofrası, her günün fırsatıdır.
Bir sabah, daha önce “yine aynı yemek” diyen çocuk, kahvaltıda ekmeği eline aldı. Kısa bir an durdu. “Elhamdülillah,” dedi. Sesini abartmadı. Gösteriş yoktu. Sadece bir hatırlayış vardı.
Fatma anne mutfakta gülümsedi. Büyük vaazlar vermemişti. Sadece sofrayı her gün aynı özenle kurmuştu. Ve sofra, kendi dilinde konuşmuştu.
Bugün de evlerde sofra kuruluyor. Bazen zengin, bazen sade. Bazen kalabalık, bazen iki kişilik. Önemli olan tencerenin adı değil. Önemli olan, oturanların kalbinde bir “hamd” olup olmadığı.
Sofra kurulurken bir alışkanlık yeter: Elleri yıka. Bismillah de. Bir lokma al. “Bu nimet,” de içinden, “emanettir.” Yemek bitince Elhamdülillah. Sofra kalkınca da kalpte bir iz bırak: Bugün doydum. Bugün paylaşıldım. Bugün Rabbimi unutmadım.
Çünkü sofra geçer. Tabaklar yıkanır. Masa boşalır. Ama şükür kalır. Ve şükür kalan yerde, evin içi hep biraz daha aydınlık olur.
Bismillah.
📌Ders ve İbret
- 1.Sofra yalnızca karın doyurmak için değildir; bir araya gelişin ve şükrün adıdır.
- 2.Aynı yemek her gün yeni bir rızıktır. Nimet durur; şükür gidince göz kararır.
- 3.Kalabalık sofrada şükür kolaydır. Yalnız sofradaki sessiz hamd belki de en samimi olandır.
- 4.Şükür dilde başlar, elde devam eder. Paylaşmak, şükrün amelidir.
- 5.Şükür mevsimlik değildir. Her günün sofrası, her günün fırsatıdır.
Bu içerik genel bilgi amaçlıdır. Dini konularda detaylı bilgi için güvenilir din alimlerine ve Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına başvurunuz.
